11 Ocak 1981'den 35 Sene Sonra




Her doğum gününde, her yeni yılda yeni kararlar alırdım. Çünkü herkes böyle yapardı, böyle belletilmişti. Her şeyi didiklerdim ama bu kabullenişimi hiç sorgulamamıştım. Üstelik, önceki senelerde aldığım kararların hiçbirini hayata geçirmemiştim. Bu yüzden bu sene karar almadım. Bugün bana bir kaktüs, bir de bonzai hediye edildi. Çünkü bugün benim doğum günüm, yani birkaç saat önce bugündü ve öyleydi. Çiçekleri hayatta tutmak istiyorum ama böyle bir karar almadım. Çiçeklerin hayatta kalmasının tek yolu, böyle bir karar almamamdan geçiyor gibi geliyor bana. Almak istemediğim kararlardan biri de, tekrar yazmaya başlamak. Bu yüzden şu an bunu yazıyorum, eskiden olsa bu blog'ta yayınlamaya layık görmeyeceğim metin kırıntılarını yani. Artık “edebiyat” yapmak istemiyorum, artık süslü kelimeler istemiyorum, artık ne çok acı çekiyorum diyen cümleler istemiyorum; acım artmış olsa da. “Hızlandıkça Azalıyorum” kitabını okuyorum bu ara. Çok uzun bir ara değil, çok uzun bir kitap değil çünkü. Kendimi oradaki kadına benzetiyorum. Muhtemelen o 60 küsur yaşında, eh ben de 35 oldum bugün. Okuduğum son bölümde Epsilon, Mathea'dan uzaklaşıyor. Ben de bölümü bitirdim, ağlamaya başladım ve gidip Utku'ya bağırdım. Epsilon, Mathea’dan uzaklaşıyor çünkü. Utku buna güldü, o kitap dedi. Ama ben Mathea’yım dedim. Bu yüzden kitabın sonunu öğrenmek istemiyorum. Tabi ki, öğrenmek istiyorum. Ben meraklı biriyim ve her şeyi bilmek, anlamak, öğrenmek ve içselleştirmek isterim. Özen göstermek denen şey de burada başlıyor. Kapitalist dünyada buna verilen ama yüksek sesle dile getirilmeyen pragmatist ad ise, zaman kaybı. Zamanı yönetemiyorum ama sorun değil. Zaman zaten soyut bir kavram, benden önce birileri uydurmuş. Benden de uymam bekleniyor. Bu düzenin çok minik de olsa bir çarkı olduğum sürece, zaman kavramını kabul ediyorum: Şu anda çeviri yapmam lazım, yarın sabaha yetişecek. Muhtemelen öğlen gibi birileri bu sözleşmeyi imzalayacak. Ve dünya üzerinde hiçbir şey değişmeyecek. Ölüm, açlık, zulüm, yoksulluk devam edecek. Hayır, duygu sömürüsü yapmıyorum. Yeni bir şey de söylemiyorum. Sadece onların zamanı, onların parasına çevrilsin diye çeviri yapıyorum diyorum. Yani, senin için anlamsız. Benim için kısmen anlamlı. Çünkü bu çeviriden kazandığım parayla ben de kendime zaman satın alacağım. O zamanı da bu düzenin bir çarkı olmadığım eylemler için kullanacağım. Onların anlamsızlığından kaçabilmem için bile onların anlamsızlığının bir parçası olmam lazım. Ne ironi. Böyle deyince havalı mı durdu. Oysa, hepimizin bildiği yalın bir gerçek sadece.

Bugün benim doğum günümdü. Bugün bitti. Dünya üzerinde hiçbir şey değişmedi. Ölüm, açlık, zulüm, yoksulluk devam etti.