Uyku



Bir yastıkta Utku’nun kafası, bir yastıkta kedi Nuri’nin bedeni. Bana yastık kalmıyor. Kendi yatağımda bile yersizim. Üçüncü bir yastık koyabilirdim ama bu pekiştirme hoşuma gidiyor. Her gece uyurken ve her sabah uyanırken, yersizim diyorum kendime. Ama en azından yalnız değilim; Utku var, Nuri var, Lilith var. Şimdilik. Tanju Okan’dan daha şanslıyım. Benim tek dostum içkim, sigaram değil.

Nuri nereye gidersem oraya geliyor. Bilgisayarda çalışırken, klavye ile ekran arasında uzanıyor. Ve yaptığım iş en çok o anlarda anlamsız geliyor. Nuri bana hep bu düzenin dışında bir hayat olduğunu hatırlatıyor. İşe ara verip şöyle bir uzanınca da Nuri yanıma gelip yatıyor. Patisi illa ki üzerimde. Benim de elim onun üzerinde. Bundan daha çok zevk aldığım bir an yok hayatta. Artık yok. İnsanları yeterince tanıdım.

Uzandığım yerden Pinokyo kuklalarına bakıyorum. Çocukken çocukluktandı bu ilgim. Ya şimdi. Kimse niye Pinokyo gibi bir yalancı diye sormadı. Çünkü Pinokyo yalan söyledikçe burnu uzuyordu, yani yalan söylemeyi beceremiyordu. Hayvanlardan sonra en dürüst Pinokyo’yu seçtim.

Şu an okuduğum iki kitap da savaşla ilgili. Böyle kitaplar okuyacaksam, belki de daha az okumalı, daha çok patilenmeli ve uyumalıyım. Hayat rüyalarda güzel.

“Dünyanın tek bildiği şey uyurken bir o yana bir bu yana dönen biri gibi sizi öldürmektir, dünya uyurken üstünüze abandığında, uyuyan birinin pireleri ezdiği gibi. Böylesine bir ölüm pek ahmakça olurdu, diye düşündüm, herkes gibi yani. İnsanlara güvenmek demek kendini azıcık öldürtmekle eşdeğerdir.”


Hiç yorum yok: