Uyku



Bir yastıkta Utku’nun kafası, bir yastıkta kedi Nuri’nin bedeni. Bana yastık kalmıyor. Kendi yatağımda bile yersizim. Üçüncü bir yastık koyabilirdim ama bu pekiştirme hoşuma gidiyor. Her gece uyurken ve her sabah uyanırken, yersizim diyorum kendime. Ama en azından yalnız değilim; Utku var, Nuri var, Lilith var. Şimdilik. Tanju Okan’dan daha şanslıyım. Benim tek dostum içkim, sigaram değil.

Nuri nereye gidersem oraya geliyor. Bilgisayarda çalışırken, klavye ile ekran arasında uzanıyor. Ve yaptığım iş en çok o anlarda anlamsız geliyor. Nuri bana hep bu düzenin dışında bir hayat olduğunu hatırlatıyor. İşe ara verip şöyle bir uzanınca da Nuri yanıma gelip yatıyor. Patisi illa ki üzerimde. Benim de elim onun üzerinde. Bundan daha çok zevk aldığım bir an yok hayatta. Artık yok. İnsanları yeterince tanıdım.

Uzandığım yerden Pinokyo kuklalarına bakıyorum. Çocukken çocukluktandı bu ilgim. Ya şimdi. Kimse niye Pinokyo gibi bir yalancı diye sormadı. Çünkü Pinokyo yalan söyledikçe burnu uzuyordu, yani yalan söylemeyi beceremiyordu. Hayvanlardan sonra en dürüst Pinokyo’yu seçtim.

Şu an okuduğum iki kitap da savaşla ilgili. Böyle kitaplar okuyacaksam, belki de daha az okumalı, daha çok patilenmeli ve uyumalıyım. Hayat rüyalarda güzel.

“Dünyanın tek bildiği şey uyurken bir o yana bir bu yana dönen biri gibi sizi öldürmektir, dünya uyurken üstünüze abandığında, uyuyan birinin pireleri ezdiği gibi. Böylesine bir ölüm pek ahmakça olurdu, diye düşündüm, herkes gibi yani. İnsanlara güvenmek demek kendini azıcık öldürtmekle eşdeğerdir.”


11 Ocak 1981'den 35 Sene Sonra




Her doğum gününde, her yeni yılda yeni kararlar alırdım. Çünkü herkes böyle yapardı, böyle belletilmişti. Her şeyi didiklerdim ama bu kabullenişimi hiç sorgulamamıştım. Üstelik, önceki senelerde aldığım kararların hiçbirini hayata geçirmemiştim. Bu yüzden bu sene karar almadım. Bugün bana bir kaktüs, bir de bonzai hediye edildi. Çünkü bugün benim doğum günüm, yani birkaç saat önce bugündü ve öyleydi. Çiçekleri hayatta tutmak istiyorum ama böyle bir karar almadım. Çiçeklerin hayatta kalmasının tek yolu, böyle bir karar almamamdan geçiyor gibi geliyor bana. Almak istemediğim kararlardan biri de, tekrar yazmaya başlamak. Bu yüzden şu an bunu yazıyorum, eskiden olsa bu blog'ta yayınlamaya layık görmeyeceğim metin kırıntılarını yani. Artık “edebiyat” yapmak istemiyorum, artık süslü kelimeler istemiyorum, artık ne çok acı çekiyorum diyen cümleler istemiyorum; acım artmış olsa da. “Hızlandıkça Azalıyorum” kitabını okuyorum bu ara. Çok uzun bir ara değil, çok uzun bir kitap değil çünkü. Kendimi oradaki kadına benzetiyorum. Muhtemelen o 60 küsur yaşında, eh ben de 35 oldum bugün. Okuduğum son bölümde Epsilon, Mathea'dan uzaklaşıyor. Ben de bölümü bitirdim, ağlamaya başladım ve gidip Utku'ya bağırdım. Epsilon, Mathea’dan uzaklaşıyor çünkü. Utku buna güldü, o kitap dedi. Ama ben Mathea’yım dedim. Bu yüzden kitabın sonunu öğrenmek istemiyorum. Tabi ki, öğrenmek istiyorum. Ben meraklı biriyim ve her şeyi bilmek, anlamak, öğrenmek ve içselleştirmek isterim. Özen göstermek denen şey de burada başlıyor. Kapitalist dünyada buna verilen ama yüksek sesle dile getirilmeyen pragmatist ad ise, zaman kaybı. Zamanı yönetemiyorum ama sorun değil. Zaman zaten soyut bir kavram, benden önce birileri uydurmuş. Benden de uymam bekleniyor. Bu düzenin çok minik de olsa bir çarkı olduğum sürece, zaman kavramını kabul ediyorum: Şu anda çeviri yapmam lazım, yarın sabaha yetişecek. Muhtemelen öğlen gibi birileri bu sözleşmeyi imzalayacak. Ve dünya üzerinde hiçbir şey değişmeyecek. Ölüm, açlık, zulüm, yoksulluk devam edecek. Hayır, duygu sömürüsü yapmıyorum. Yeni bir şey de söylemiyorum. Sadece onların zamanı, onların parasına çevrilsin diye çeviri yapıyorum diyorum. Yani, senin için anlamsız. Benim için kısmen anlamlı. Çünkü bu çeviriden kazandığım parayla ben de kendime zaman satın alacağım. O zamanı da bu düzenin bir çarkı olmadığım eylemler için kullanacağım. Onların anlamsızlığından kaçabilmem için bile onların anlamsızlığının bir parçası olmam lazım. Ne ironi. Böyle deyince havalı mı durdu. Oysa, hepimizin bildiği yalın bir gerçek sadece.

Bugün benim doğum günümdü. Bugün bitti. Dünya üzerinde hiçbir şey değişmedi. Ölüm, açlık, zulüm, yoksulluk devam etti.