Tanımsız

En çok zayıflıkları merak ederim. Sanki insanları bu nedenle severim. Ve bu nedenle sevdiklerimin de kalbimi zayıflattıklarını unuturum hep.

19 yaşındayken “Angela’nın Külleri” filmine gitmiştik erkek arkadaşımla. El ele bile tutuşmamıştık daha. Filmin en "yokluk"la dolu yerinde kulağıma eğilip şöyle demişti: “Ben bundan çok daha kötü şartlarda büyüdüm.” O an kalbim o kadar acıdı ki ona âşık oldum sandım. Elimi, onun koltuk kenarının üstüne koydum, tutsun diye. Ve o sonradan beni o vakte kadar kimsenin üzmediği kadar üzdü.

Anladım ki; kendisini eksikliğiyle tanımlayan birini sevdiğinizde, “onun ne eksiği var da beni seviyor” diye düşünüyor. Sizin yok’unuzu, eksik’inizi kovalıyor. Ve sizi asla sevemiyor.

Artık, zayıf olduğunu söylemekten çekinmeyen biri, bana güçlü olmadığı hâlde güçlü görünmeye çalıştığını fark ettiğim birinden pek farklı görünmüyor. Aklım, bunu çok iyi biliyor. Ama kalbim hâlâ pabucundaki delikleri görünce daha çok* seviyor onu.

Belki, hayatın daha az adil davrandığı insanları severek kayıplarını telafi etme isteğidir bu.


*Bu ifade, Meltem Gürle'ye aittir.