Kâğıtsızlık Korkusu


İktidarın izi en iyi korkulardan ve umutlardan sürülebilir. Korkularıyla yönünü kaybeden insan, umuda sarılmak dışında bir seçeneği yokmuş gibi hisseder. İktidar denilen bir nevi ödül-ceza sistemidir çünkü. En basitinden, iyi bir çocuk olursanız, istediğiniz oyuncak arabanın size alınma ihtimali vardır. Bu ihtimal, sizi iyi bir çocuk yapar. Umut, ihtimalleri çoğaltır. İhtimaller, netlik vaat etmez, oysa. Netlik olmayınca insan her an ayağı kayabilecekmiş gibi hissettiğinden, güvensizlik geliştirir. Önce kendisine, sonra başkalarına. Bu güvensizlik de, iktidarı güçlü kılar. Umut, itaati beslemiştir. Diz çökmek, sonrasında, zor olmaz artık. Umut bir kez iktidarın oyuncağı olunca da, özgürlüğe kapısı kapanır. İktidar, özgür olamayan insanı umut vaadiyle sonsuza kadar oyalayamayacağından, arada insanı yemlemesi gerekir. O çocuk büyümüştür artık ve çocukken hayalini kurduğu arabanın gerçeğini elde eder. Özgürlüğün yokluğunda mutlu olmak daha kolaydır; çünkü, daha az çabayla elde edilen haz, mutlulukla karıştırılır. Mutluluk sanrısı, hazzı kaybetme korkusuyla beslenir bu kez de. Bu noktadan sonra, özgürlüğe ulaşmak ancak korkudan sıyrılmakla mümkündür. İnsan korkudan bir kez sıyrılırsa, bir daha itaat etmez.

Ne yazık ki, insan genelde hazzı kaybetme korkusuna yenik düşer ve artık sıradaki hedef, başarıdır. Çoğu insan, hayatta somut olarak başarı diye tanımladığı şeye de ulaşamadığından, iktidar bu konuda da yedeklemesini yapar: Kişisel gelişim kitapları, diziler, yarışmalar, spor müsabakaları, vs. Hâlbuki, gökyüzüne bakmak bile yeterlidir dünyadaki yerimizi sorgulamamız ve başarının bir sanrı olduğu sonucuna ulaşmamız için. Yine de, insan, kendisini toplumdan açılan pencereden bakarak değerlendirmeyi tercih eder. Bu baktığı noktada da, gerçeği değil diğer insanları görür sadece. Kendisini diğerleriyle karşılaştırmaya başlayınca da, onlardan üstünlüğünü ispatı bir başarı kriterine dönüştürür. Onlardan üstün olmaya çalışırken, onların yaptıklarını yaptıkça, onların sahip olduğuna sahip oldukça ve ister daha iyi bir iphone, ister daha kaliteli mobilya, ister daha güzel bir kadın, ister daha zengin bir erkek ile olsun bunu hep bir adım ileriye taşıdıkça, kendini üstün sanır. Toplumu ve onun yaslandığı popüler kültür değerlerini başarı kriteri yaparak yakaladığı bu üstünlük yanılsamasıyla, sorgulamayı da bırakır. Hayat, bu şekilde daha kolay tatminler sunar. Uğruna sayısız insanın öldüğü savaşların nedeni din bile, yeri gelince, kulak arkası edilir ya da işe gelen biçimde yorumlanır, böylesi bir hayatta.

Yine böylesi bir hayatta, gerçek edebiyat, can simididir. Yazarın ideolojisinden ve hayattaki siyasi duruşundan farklı olarak değerlendirilmelidir edebiyat eseri. Gerçek bir edebiyat eseri, insana kendisini ve hayatını sorgulatabildiği ölçüde vardır. İçeriğini, gündelik dilin imkânlarını aşma çabasındaki bir dille sıvayarak, insan algısının imkânlarını da zorlar. Bu ilk kırılmayla birlikte, kollarını bağlayıp uslu ve terbiyeli oturması söylenen özgürlük isteği kıpırdanmaya başlar. Okudukça ayaklanır ve sonunda ayaklarının üzerine dikilir. Artık tek başına kâğıt yetmez. Farklı hayatlara ve farklı dillere hakim kâğıdın benliğe işlediği özgürlük isteği, kendisine hayatta da bir yer arayacaktır.

Kâğıt beni yanıltmıyorsa, en azından benim inancım bu yönde.

Hiç yorum yok: