Uzak



Orhan Veli, düşlerden uzaklaşmaya çalışıyordu. Ahmet Arif şairlerin, bilginlerin dünyalarında kalmıştı bir başına ve uzak. Nazım Hikmet soruyordu “Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?” Bedri Rahmi, hatıraların etten kemikten uzaklığından sitem ediyordu. Behçet Necatigil soruyordu sevdiğine “Seni benim tarafa nasıl alabilirim, uzaksın” diye. Atilla İlhan, sevdiği kadınların fısıltılarındaki uzaklıktan şikayetçiydi. Fazıl Hüsnü’nün kainatlardan uzaklığını hiçbir dua yerine getiremiyordu. Metin Altıok, hep uzaklaşıp giden yalnız bir adamdan bahsediyordu. Sabahattin Ali, dağları mesken bellemiş, şehirleri ve insan sohbetlerini uzak buluyordu. Sait Faik bütün adetlerden uzak yaşamak istiyordu yalnızca O’nunla. Turgut Uyar gemilere seslenerek tüm kaygılarından uzaklaştığında onlarla gideceğini bildiriyordu.

Bir de, talih’in t’sini de sırtlanarak tuzak’a dönüşen uzak’lar var. Tıpkı Oktay Rıfat’ınki gibi: Uzak geldim, uzağa gidiyorum.

Hiç yorum yok: